14 Aralık 2018 Cuma

KIRAN, GÜNDEME YÖNELİK DEĞERLENDİRMLER YAPTI

Muş Alparslan Üniversitesi(MŞÜ) Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Kıran, TRT Kurdi Kanalı Canlı yayınına katılarak Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın katledilmesi, G20 zirvesi, Fransa olayları ve Türkiye’nin siyasi ilişkilerine yönelik değerlendirmelerde bulundu.

05 Aralık 2018 Çarşamba 19:03
KIRAN, GÜNDEME YÖNELİK DEĞERLENDİRMLER YAPTI
Suudi Gazetecinin Türkiye’de öldürülmesine yönelik detaylı açıklamalarda bulunan Kıran, asıl hedefin Türkiye olduğunu söyledi. G20 Zirvesi’ni değerlendiren Kıran, özellikle Türkiye’nin siyasi ilişkilerini analiz ederek Türkiye’nin gelişiminin ve dış siyasetinin çok önemli olduğunun altını çizdi.
“İLMİ SİYASİ” VE KAŞIKÇI CİNAYETİ
Serbestiyan.com adresine konu ile ilgili makale yayımlayan Kıran, şunları söyledi: (1) Suudi Arabistan, ben hiç kimseyi ve arkasındaki hiçbir gücü takmam mesajını muhaliflerine iletmek amacıyla, bilerek, taammüden cinayeti bu şekilde işledi. (2) Suudi Arabistan, bu cinayeti Türkiye’de işleyerek, Türkiye’yi başta ABD olmak üzere uluslararası toplum nezdinde zor durumda bırakmak istedi. Eğer Türkiye Kaşıkçı’nın konsolosluğa girişini kamera ile tespit etmemiş olsaydı, bu plan tutabilirdi.
Önce, orijinali Kürtçe olan bir hikâye ile başlayıp, şu Kaşıkçı cinayetine ilişkin bir iki söz etmeye çalışalım. Adamın biri, çok sıkı bir medrese eğitiminden geçip kendi alanında yetkin bir müderris olmaya karar verir ve yörenin en kadim, en sıkı medresesine kaydolur. Derslerinde oldukça disiplinli davranan ve medresenin meşhur şeyhinin dizinin dibinden ayrılmayan öğrenci, yıllar içinde dinî eğitimini üstün başarıyla, bizzat medrese şeyhinin övgülerine mazhar larak tamamlar. Resmî eğitimini bitirir bitirmez, bir an önce hayata atılmak ister. Bütün cesaretini toplayarak şeyhin huzuruna çıkar ve şöyle der:
“Efendim, ben hizmetkârınız, sizin de vâkıf olduğunuz üzere dini eğitimimi tamamladım ve eğer izniniz olursa, ben de bir an önce hayata atılmak ve yüce dinimize hizmet etmek isterim.”
Şeyh, bir an için suskun durduktan ve derin bir nefes aldıktan sonra, şöyle konuşur: “Evlâdım, dini bilgiler hususunda benim ve medresemizin diğer hocalarından öğrenebileceğin pek bir şey kalmadı. Maşallah buradaki zamanını çok iyi kullandın ve eğitimini üstün başarı ile tamamladın. Lâkin bizim İlmi Siyasi diye zorunlu olmayan bir dersimiz daha var. Öyle herkesin alması için ısrar etmeyiz, ancak senin gibi istikbal vâdeden gençlere de öneririz. Sözün kısası, eğer bir sene daha tahammül edip kalırsan, o zaman İlmi Siyasi dersini tamamlar ve gidersin. Yok, acelem var, bir an önce hayata atılmak istiyorum diyorsan, o zaman yolun açık olsun, Allah yâr ve yardımcın olsun derim.”
Öğrenci, şayet şeyhi izin verir ve uygun görürse gitmek istediğini söyler. Şeyh “hakkım helal ü hoş olsun” diyerek öğrencisini yolcu eder. Öğrenci yıllarca eğitim aldığı medresesi, öğretmenleri ve arkadaşlarına veda ederek yola koyulur. Arabanın olmadığı, ulaşımın binek hayvanlarıyla sağlandığı bir dönemde, yayan olarak yola vurur. Birkaç gün dağ köylerinden geçtikten sonra, bir Cuma günü, tam da Cuma namazı vaktinde camisi olan bir köye varır. Derhal abdest alarak camiye koşar. Amacı hem namazını kılıp ibadet etmek, hem de namazdan sonra köydeki bir hayırseverin evinde yemek yiyip biraz dinlenmektir. Öğrenci camiye girdiğinde, caminin imamı vaaz vermeye başlamıştır.
HÂŞÂ! ESTAĞFURULLAH! ESTAĞFURULLAH!
İmam vaaz verdikçe, namazda ön sırda duran öğrenci yerinden “Hâşâ! Estağfurullah! Hâşâ! Estağfurullah!” diye söylenir. Derken bir müddet sonra bu “Hâşâ! Estağfurullah! Hâşâ! Estağfurullah!” sesleri herkesi rahatsız etmeye başlar. İş öyle bir noktaya varır ki, kendini tutamayan öğrenci yerinden fırlayıp cemaate dönerek şöyle söyler: “Ey cemaati Müslimin, hocanız denilen bu adam yüce dinimizin bütün âyetlerini yanlış okuyor ve size yanlış anlatıyor. Vallahi bu cahil adamın ardından namaz kılınmaz ve kılınan namazlar kabul edilmez!”
Bu sözler üzerine cami imamı cemaate dönüp “Ey dini bütün Müslümanlar, bu zındık, bu şeytanı tanıyanınız var mı?” diye sorar. Ancak şaşkın şaşkın bakan cemaatten tek kelime çıkmaz. Bunu üzerine şöyle devam eder: “Ey müminler, şimdi şu şeytanı eşek sudan gelinceye kadar dövün ve leşini de aşağı çöplüğe atın gitsin. De haydi, Allah gazanızı kabul etsin!” İmamın sözleri üzerine bütün cemaat adamın üstüne çullanır, birkaç dakika içerisinde kan revan içinde bırakılarak, çürük bir patates torbası gibi çöplüğün üzerine fırlatılır.
Uzunca bir süre baygın yatan öğrenci, bir süre sonra kendisine gelir. Artık cami dağılmış ve herkes evine gitmiştir. Derken tüm gücünü toplayarak, günlerce sürüne sürüne medresenin olduğu köye döner. Arkadaşları onu korumaya alır, yaraları sarılır ve birkaç gün dinlendikten sonra şeyhin divanına çıkar. Bu arada şeyhi de onun nasıl perişan bir halde medreseye geri döndüğünü öğrenmiştir.
İLMİ SİYASÎ DERSİ
Öğrenci şeyhten özür dileyerek şöyle der: “Efendim, çok büyük bir hatâ ettim. Sizi dinlemeli ve şu İlmi Siyasi dersini mutlaka almalıydım. Bundan gayrı, siz beni bu dergâhtan kovmadıkça, kaç seneye de mal olsa ben buradan ayrılmayacağım.” Şeyh durumu anlamıştır. “Peki evladım, eyvallah” der.
Öğrenci bir sene boyunca tüm gücüyle şeyhinden Âdâbı Muaşeret ve İlmi Siyasi inceliklerini öğrenmeye çalışır. Bir gün şeyhi onu çağırır ve şöyle der: “Görüyorum ki sen artık İlmi Siyasi’nin de tüm inceliklerini kapmış bulunmaktasın. Bundan sonra benim sana verebileceğim herhangi bir şey kalmadı. Şahadetnameni al ve yoluna düş. Allah yâr ve yardımcın olsun.”
Öğrenci, tekrar şeyhinin elini öptükten sonra bu kez sevinç ve gururla yola koyulur. Tekrar aynı güzergâhı takip ederek, yine bir Cuma günü, aynı saatte, aynı köye varır ve namazda en ön sırada oturur. Bu kez saç-sakal bırakmış, tebdili kıyafet ile hiç kimsenin onu tanımayacağı bir kılığa girmiştir. Ve namaz başlar; aynı cami imamı, aynı hatâları işleyerek Cuma namazını kıldırır. Cami imamı yanlış okuyup hatâ işledikçe, bizim öğrenci yerinden fırlayarak görülmemiş bir heyecanla “Maşallah, Maşallah!” der. Bütün cemaat bu “Maşallah, maşallah, Sadak Allah, Suphanallah!” nidaları karşısında şaşırıp kalmış, cami imamı ise coşkudan mest olmuştur. Namazın sonunda adam ayağa kalkarak yüksek sesle şöyle der: “Ey cemaati İslâm, ey yüce dinimizin iman edenleri, bu hocanız, bu zâtı muhterem, öyle büyük bir âlim, öyle büyük bir Müslümandır ki, şu güzelim nur saçan mübarek sakallarını görüyorsunuz ya!
 


Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Muş Manşet olarak belediye seçim anketi yapmalı mıyız?

    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    e-gazete
    • Muş Manşet Gazetesi - Muş Haber - Yerel Haber - Son Dakika Haberleri - Güncel Haber - Muş Haberleri - Muş - 15 Aralık 2018 Manşeti
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV